27.7.11
Indim Sarap Bağına...
Duyduğuma göre Türkiye'de sıcaklardan kavruluyormuşsunuz. Bizi sorarsanız tam tersi. Daha 2 lokma güneş yüzü göremedik -ki ben bunu nisan ayından itibaren "hohoyt yaz geldi nanik" artizliğime bağlıyorum. Nisanda gelen yaz haziranda geri kaçtı. Yine de bu klimasız memlekette soğuğu sıcağa yeğlerim ayrı.
Bari size faydam dokunsun gelin sıcaklardan kaçma bahanesiyle Fransa'yı görün diye 2 kelam yazmak istiyorum. Ama bizim Fransa tatil resimlerine bir baktım ki itinayla nerede şarap bölgesi var oraya gitmişiz. Irili ufaklı ne bölgede şarap çıkıyorsa hakkı kalmamış üstümüzde. Fransa'da vırvır şarap deyince de Bordeaux'ya gitmeden olmaz tabii. Yalnız biz gittik kasımda totomuz dondu. Siz beni dinleyin baharda gidin sonra yok ben duymadım aman ben bilmedim olmasın.
Bordeaux'da ne edelim derseniz -ki demezsiniz herhalde adı üstünde- şarap üreticisinden şarap üreticisine avare avare gezip şarap tadıp, şarap alıp keyif yapacaksınız. Benim "D" meraklıdır, anlar da şaraptan, onun için şarap üreticilerinin üretim kısımlarıyla da pek ilgilendi. Ben sadece tüketim kısmıyla ilgiliyim aile kurumunda işbölümü çok önemli tabii. Neyse o vırvır efendim elde hasat, makineyle el değmeden hasat, bilmemne senesi ne kadar da iyiydi aman da güneşin bilmemkaç eğimle gelen ışınları nasıl da verimli derken ben şu yılı da tadayım, aman bu yılın da hatırı kalmasın diye lıkır şıkır götürdüm şarapları. Bir de artiz artiz hepsini içmiyorlar şöyle bir dillerinde çevirip tükürüyorlar ya, hayatta yapmam öyle israflar. Bir kere israf günah ayol. Lıkır lıkır şifa niyetine....
Neyse bütün bu derin bilgilendirmeler ve çok teknik gerçeklestirdigim tadim sırasında aklımda sizin için birtek şunu tuttum. Bordeaux kırmızı şarapları cabarnet sauvignon ve merlot bazen de biraz carménère karışımı. Fransızlar etiketlere sepajları değil bölge ve appellation'ları yazdığı için nasıl bir şarap istediğinizi bilmek için o bölgenin geleneksel sepaj'ını bilmeniz gerekiyor. Işte budur gerisini de boşverin keyfinize bakın. Tabii bu Bordeaux'nun bir sürü alt bölgesi de var mesela Medoc, Graves, St Emilion vs vs. 2,5 yıllık Fransa hayatımda Bordeaux içeceksem hep Graves'ları pek sevdim tavsiye ederim. Bordeaux'da ünlü şarap üreticisi şatolar/aileler var. Ama bu şatoların miras vergileri anormal yüksek olduğu için aileler yükün altından kalkamayıp büyük sirketlere satıyorlarmış. Ne yazık bence. Hani çok meşhur Chateau Margaux var ya o mesela Yunanlı bir armatörün dul karısına aitmiş. So much for being French!
Neyse sadece içelim yiyelim mi yani demeyin sehir de gezmek için güzel, şarap bağlarına dalıp şehri gezmemezlik yapmayın. Hatta şarap müzesini gezerseniz şarap ticareti ile ilgili çok ilginç tarih bilgileri öğreniyorsunuz ve de sonunda bilin bakalım ne ikram ediyorlar? Tabii ki şarap. Bir de bu bölgenin çok tatlı bir güneyli aksanı var böyle "e"leri yayık geniş geniş söylüyorlar. Bu da böyle bir detay.
24.7.11
Bizim Evden Geçen Cocuklar
![]() |
| görsel whatwoulddaddo.com dan |
Bu hafta bizim evde bir dünya tatlısı velet vardı ki-resimlerini twitter'da paylaştım-Miki gibi monçiço gibi birsey. Meksikalı arkadaşlarımızın 2 yaşındaki bebeği ve içine prenses kaçmış çocuğun. Yemin ederim bizden daha güzel ve tertipli yemek yiyor ufaklık. Cuma öğleyin tacos yerken bir an gözgöze geldik ve utandım çünkü bizim parmaklarımızın arasından meksika fasülyeleri akarken 2 yaşındaki velet kibar kibar yiyor, her lokmadan sonra ağzını peçetesiyle temizliyordu.
Misafir her bebek bu kadar prenses ruhlu olmuyor ama. Bir tane daha böyle kibar lady okulu diplomalı gibi bir çocuk gördü bu ev o da canim Ipek'imin kızıydı, gel TV açayım dedim "önce oyuncaklarımı toplamalıyım" dedi bana, canım feda böyle bebeğe evim de feda valla yalnız gelsin anahtarı bırakırım gözüm arkada kalmaz.
Ben çocuk severim hem de çok severim onun için yanlış anlamayın sakın sadece bazı çocukları diğerlerinden daha çok seviyorum bir de bazılarının anne-babaları çekilmez oluyor kardeşim. Valla yani çocukların suçu yok bütün o uçak içi koltuk tekmelemeleri, metro içi yaygara, restoranda bağırma ve koşmaca oynamalarda. Anne babalarda iş yok, çocuklar ne yapsın. Bir de çocuk yetiştirmek konusunda verecek aklım da yok. Biz ailecek halis munis pamukçuk bir ev köpeğinden terörist yarattık zamanında. Melek görünümlü ama içine Chucky kaçmış köpeğimiz koridor başında oturup geleni geçeni kovalardı. Geceleri su içmeye kalkamazdık. Kaç kere gece odamızdan çıkma gafletinde bulunup salonda sabahı beklemişliğimiz vardır benim biladerle. Koridordan ileri geçirmiyordu eşşek kafalı. Ailede de tek bebek bizim tombili yanak yeğen şu anda -ki uzakta olmasalar ben onu da öpe koklaya şımartacağım dua etsinler buradan birkaç ayda bir kolum yetiyor. Onun için tecrübeli de değiliz yani. Ama gözlemlerim yok mu? Var
Bir tanıdığın çocuğu -Türkçe bilmedikleri için gönül rahatlığıyla dedikoduya vurabilirim kendimi- (7 yaşında kazıktan hallice) TV'de tom ve jerry izlerken bizim salonun orta yerine işedi! Cizgi film dikkatinizi çekerim tom ve jerry yani öyle heyecanlı transformers vs gibi birşey de değil. Annesi ne mi yaptı? "Canıııım heyecanlandı ne tatlı di mi?" diye el çırptı!!! Tatlı matlı değil kardeşim salonum benim orası.
Bir başkası özene bezene hazırladığım yemek sofrasına tam oturmuş köftelerimizi yiyecekken 1 yaşındaki bebeğinin kaka yapmak için ıkınmaya başladığını görünce histeri krizi yaşadı ve bebeğin kakası bitene kadar "yapıyorrrrr yaşasın kakasını yapıyorrrrr" diye bağırdı, bebeğin işi bitince de açıp çıkan malzemeyi tüm masaya gösterdi. Benim köfteler mundar oldu tabii sonra. Bu kadının yetiştirdiği erkek çocuk büyünce nasıl olacak gözünüzde canlandırın şimdi.
Dünyanın en güzel çocukları olan evimizin müdavimi ikiz veletler de (isim ve milliyet veremiyoruz üzgünüm ama bilenler biliyor) duvardan duvara spaghetti yapıştırmaca, salon masasından 100 yıllık antika parkelere serbest stil dalış yapmaca, ellerini metroda her türlü pisliğe değdirip duvarları boydan boya siyaha boyamaca, dillerini çıkarıp yeni temizlediğim camları boydan boya tükürük yapmaca, çamurlu ayakkabılarla koşup beyaz çarsaflı yatağımıza atlamaca gibi oyunları bizim evde geliştirdiler. Hatta biri gelip "Pini ben bu çarsaftan parasüt yapıp balkondan atlasam ne olur?" dedi ve kalp sektesinden gidiyordum oracıkta. Veletleri görseniz öyle tatlılar ki vallahi onların suçu yok ama bunlar olurken anneleri ne yapıyordu? Kanapede ayağını uzatmış kitap okuyordu veya balkonda sigara keyfi yapıyordu.
Bu gidişle çocuksuz tatil köyleri gibi ben de "ebeveynsiz misafirlik" diye bir konsept yaratacağım, çocuklar yalnız gelsin valla o zaman daha uslu daha da kafa oluyorlar.
Subscribe to:
Posts (Atom)
